Make your own free website on Tripod.com

bazen hiçbirsey görüldügü gibi deyildir...

hayatta bilmeniz gerekenler

Home
güzel sözler
web master
hayat nedir sizce
hayatta bilmeniz gerekenler
cinsellik
sayfa 6
sayfa 7
sayfa 8

hepimizin bir geleceği var.gelecekte sizinde çocuklarınız olucak belkide var.çocuklarınızın geleceyi için bu sayfayı iyi incelemenız gerek...

AİLE TUTUMLARI VE ÇOCUK GELİŞİMİ ÜZERİNE ETKİLERİ

Tümer Türkbay, Rıdvan Akın, Gülay Söhmen, Teoman Söhmen

ÖZET

Çocuğun psikolojik ve sosyolojik gelişimi anne-baba tutumları ile ilişkilidir. Bu yazının amacı olumsuz aile tutumlarını tanımlamak ve olumlu anne-baba tutumları geliştirmelerinde ailelere yardımcı olmaktır. En sağlıklı ve etkin tutum yeteri kadar sevgi, hoşgörü ve disiplini içermelidir.

Anahtar Kelimeler: aile tutumları, disiplin.

SUMMARY: PARENT ATTITUDES AND INFLUENCES OF FAMILIES

ON THE GROWTH OF CHILDREN

The psychological and sociological development of a child is related with parent attitudes. The major goals of this article are to describe negative parent attitudes and help the family to develop positive parent attitudes. The most healthy and effective attitudes should include adequately love and tolerance, discipline.

Key Words: family attitudes, discipline.

Eğitimciler çocukların gelecekte uyumlu ve başarılı olabilmeleri için en sağlıklı eğitim yollarının geliştirilmesi çabası içindedirler. Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın yaşamı boyunca süregeldiğini kabul etsek de, kişilik gelişmesi ve yapılanmasında temelin çocukluk döneminde atıldığı gerçeği geçerliliğini korumaktadır. Sosyal uyum üzerine yapılan çalışmalar, ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son derece önemli olduğunu göstermiştir. Anne-babanın ve ailenin diğer bireylerinin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirlemektedir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde çocuk, sosyal birey olmayı öğrenirken aynı zamanda özdeşim yapacağı bir modele gereksinim duyar. Kişilik oluşumu için gerekli olan özdeşim, büyük olasılıkla aile içindeki yakın bir üye ile gerçekleşmektedir. Genellikle özdeşim nesnesi anne-baba olmaktadır, fakat ağabey, teyze, hala, dayı ya da amca gibi aile içinden bir erişkin de özdeşim nesnesi olabilir. Bu üyelerin bozuk bir kişilik yapısına sahip olması halinde, olumsuz davranış örneğinin çocuğa yansıma olasılığı artmaktadır (1).

Çocuk yetiştirmede ve ailenin çocuğa karşı tutumlarını belirlemede, anne-baba tarafından çocuğun gelişim dönemlerinin özelliklerinin neler olduğunun bilinmesi çok önemlidir. Çocuk erişkinin küçük bir modeli değildir. Çocuğu erişkinden ayıran bir çok özellik vardır: çocuğun kanıtlanabilir en güçlü tarafı ve üstünlüğü öğrenme güdüsüdür. Çocuk, Montessori'nin "emici zihin" diye adlandırdığı bir yetiye sahip olarak doğar. Kültür, töre, ülkü, duygu, davranış ve inançların "emilip" benimsenmesi, çocuğun doğumuyla altı yaşı arasındaki "emici zihin" döneminde gerçekleşir (2).

Anne-babanın çocuğa ilişkin tutumlarını değerlendirirken, aile içindeki ilişki dinamiğini gözden geçirmek gerekir. Üç çocuk, anne ve babadan oluşan 5 kişilik bir ailede aile içi etkileşiminin kaç çeşit olduğu teke tek ilişkiler formülü ile saptanabilir: 5 kişilik bir ailede X=n2-n= 20 çeşit ilişki mevcuttur. Bu, herkesin kendisinden başka 4 kişi ile ilişkiye girdiği anlamına gelir. Bu ilişkiler çift yönlüdür. Gerçekte ilişkiler daha karmaşıktır. Yani; anne, anne olarak çocukları ile ilişkide, anne ve baba işlevleri gereği çocuklarla ilişkide, kızlar ve erkekler birbirleriyle ilişkide gibi değişik ve karma ilişkiler vardır. Gerçekte kuramsal olarak formül şöyle olmalıdır: X=1x2x3x4x5=120 çeşit ilişki aile içinde vardır. Beş kişilik aile, 6 kişi olsa, yani bir çocuk daha eklense, ilişki sayısı 120x6=720’e çıkar. Yani aile, ilişkiler yumağı şeklinde gözlemlenir. Olumlu veya olumsuz herkes birbiriyle ilişkidedir. Aile üyelerinden başarısı veya başarısızlığı herkesi etkiler. Aile içindeki çatışmalar (kardeşler arası, anne-baba, anne-çocuk veya baba-çocuk çatışması v.b.) da aile içindeki her bir bireyi etkiler. Ancak çatışmaları önem sırasına koymak gerekirse, anne-baba çatışması ailenin tüm bireylerini diğerlerine oranla çok daha fazla etkilemektedir. Aile için, anne-baba ilişkisi daha temeldir (3).

OLUMSUZ AİLE TUTUMLARI

Ailenin çocuk yetiştirmedeki tutumunu ve çocuk yetiştirmeyle ilgili sorunlarını anlamak için aile tutum modeli yararlı bir yaklaşımdır (3).

 

 

Çocuğun anne-babadan aldığı iki şey vardır: Sevgi ve Eğitim. Sevgi; kabullenme, koruma, kollama ve sevecenlik gibi bütün olumlu duyguları içerir. Eğitim ise; öğretilen herşeyi, verilen bilgileri, becerileri, yasakları, kuralları, inançları, değer yargılarını, görgü kurallarını ve insanın sosyalleşmesi için gerekli olan tüm toplumsal değerleri kapsar.

Olumsuz aile tutumlarında ailenin verdiği sevgi ya yetersiz veya aşırı, eğitim ise gevşek ya da sıkı olmaktadır (Şekil:1). Aşırı sevgi tutumunda, aile çocuğu sevgiye boğucu, onu çok koruyucu ve aşırı kollayıcıdır. Bunun sonucu olarak çocukta bağımlılık ve güvensizlik gelişir. Çocuk karşılaştığı her olayda anne-babasına yaslanır, onlara güvenir fakat kendisine güvensizdir. Sevgi yetersizliği veya yokluğu sonucu ise, çocukta kendine ve çevreye karşı güvensizlik ve olumsuz duygular gelişir. Doğal olarak aşırı sevginin veya yetersizliğinin de dereceleri vardır. Sevgi yetersizliğinin en aşırı ucu, çocuğu terk etmek veya kabullenmemektir. Yetersiz sevginin, aşırı sevgiye göre sonuçları daha ağır olmaktadır (3, 4, 5).

Sıkı eğitim, çocuğa olur olmaz yasaklar koyma ve yaşanmaz kurallar ile çocuğu yetiştirmedir. Sıkı eğitim ve disiplin uygulayan anne-babalar çocuğu kendi tasarladığı bir kalıba göre yetiştirmek amacını güderler. Çocuk sıkı bir denetim altında tutularak en küçük yanılgı ve hataları gözden kaçmamakta, bunların önemle durulmakta ve düzelitmesi istenmektedir. Böyle aileler fiziksel cezayı ön planda kullanmakta ve çocuklara kendilerini yönetme fırsatı vermemektedir. Bireyin kendine güvenini ortadan kaldıran, onun kişiliğini hiçe sayan bir disiplin yöntemi olan sıkı eğitim ile büyüyen çocuklar kibar, sessiz, uslu ve dürüst olmalarına karşın küskün, çekingen, kolay etkilenebilen, huysuz ve aşırı hassas bir yapıya sahip olabilmektedir (5, 6, 7). Gevşek eğitimde ise “hoş gör, boş ver” anlayışı egemendir. Bu anlayışta “Her şeyi hoş gör; çocuktur her şeyi yapar; çocuk özgür olmalıdır; onun her dediğini yapın; ona sevgi verin yeterlidir” şeklinde yüzeysel ve asılsız öğretiler vardır. Bu tutumda çocuğun olumsuz davranışları aşırı hoşgörü ile karşılanır. Aşırı gevşek tutumla yetiştirilen çocukların bencil, sabırsız ve anlayışsız oldukları ileri sürülmektedir. Aşırı denetim çocuğu pasifleştirirken aşırı hoşgörü çocuğun şımarmasına neden olmakta ve olgunlaşmasını engellemektedir (3, 5). Bazı ailelerde ise disiplin bulunmakta, ancak ne zaman ve nerede uygulanacağı belli olmamaktadır. Anne-babaların tutumu aşırı hoşgörü ile katı cezalandırmalar arasında gidip gelmektedir. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk hangi davranışın ne zaman ve nerede yapılacağını ayırt edemez. Tutarsızlık, bir günün bir güne uymaması biçiminde olabileceği gibi anne-babanın birbirine çok aykırı ceza ve eğitim anlayışlarının olmasından da kaynaklanabilir. Bu tutum sonucunda çocuklarda iç çatışmalar ve huzursuzluklar gelişir, ardından dengesiz ve tutarsız bir yapının oluştuğu gözlenir (3, 5, 6, 7).

OLUMSUZ AİLE TUTUM ŞEKİLLERİ

 

1. Aşırı sevgi ve gevşek eğitim: Bu tutumu gösteren ailelerde sevgi, çocuğa şımartılacak derecede çok verilir ve disiplin yok denecek kadar azdır (Şekil:2). Çocuktan çok az şey beklenir. Bu tarz yetiştirilen çocuklar genellikle erişkinlik yaşamlarında sorumluluk taşımayan, hep alıcı bireyler olarak karşımıza çıkar. Burada verilen sevgi, aşırı vericilik ve aşırı koruyuculuk biçimindedir. Disiplin tarzları ise yalancı bir hoşgörü biçiminde görünürse de aslında ailenin güçsüzlüğünün ve yetersizliğinin bir sonucudur. Çocuk ne kadar büyümüş olursa olsun, aile ona ilk yıllarda olduğu gibi daima vermeye ve korumaya eğilimlidir. Böyle çocukların ileride, doyumsuz ve bencil olma olasılığı fazladır. Eğer aile varlıklı ise çocuğu bir süre daha doyurulabilir; çocuk dayanaksız ve doyumsuz kaldığında ise alkol, kumar ve madde kullanımına başlama olasılığı artar (3).

Bazı anne-babalar otorite olmayı öğrenememişlerdir; bunlar çocuklarına gerekli sınırlamaları koyamazlar. Bir kısım anne-baba ise katı baskı altında yetişmişlerdir. Kendi yaşamadıklarını çocuklarına yaşatmak isterler ve dolaylı olarak doyum sağlamaya çalışırlar. Ne var ki, sınırların katı ve dar olması kadar iyi çizilmemesi de çocuğun gerekli rehberlikten yoksun kalmasına neden olur. Bu gibi çocuklarda başkaldırıcı ve toplumdışı davranışlar daha sık gözlenir (4, 5, 6).

2. Aşırı sevgi ve sıkı eğitim: Burada sevgi, aynı birinci tutumda olduğu gibi aşırı verici ve koruyucu bir davranışla sunulmaktadır (Şekil:3). Ancak çocuğa bir bebek gibi bakıldığı halde, kendisinden beklenenler çoktur. Hiçbirşey esirgenmez; özel dersler aldırılır, çeşitli olanaklar sağlanır. Buna karşılık çocuktan ileri düzeyde başarı beklenir. Bu tutumla yetiştirilen çocukların nevrotik olma olasılıkları çok yüksektir. Bu beklenti, sevgi ile beraber sunulduğundan çoğunlukla çocuklar tarafından kolay benimsenir ve benliğe sindirilir. Bazen çocuk bu özellikleri çok sindirmiştir ve kendisini aşırı derecede kontrol eder; böylece acımasız bir üst benliğe sahip erişkin olarak yetişir (3, 5, 7).

 

3. Yetersiz sevgi ve aşırı disiplin: Sıkı eğitim vardır ve disiplin genellikle aşırı cezalarla uygulanır; en küçük şeyde cezalandırma (dayak, şiddet) yoluna gidilir (Şekil:4). Çocuk çoğunlukla aşağılanır ve horlanır. Böyle yetiştirilen çocuklarda saldırgan ve antisosyal davranışlara eğilim artar. Bu tür ailelerde büyüyen çocuklar, karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek isterler ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorlanırlar (8, 9).

4. Gevşek eğitim ve yetersiz sevgi: Bu durum yoksul ve kalabalık ailelerde gözlenir. Çocuğa düşen sevgi ve ilgi payı azdır. Çocuğun eğitimi de yetersizdir (Şekil:5). Böyle çocuklar "saldım çayıra, mevlam kayıra” anlayışı ile yetişir. Çocuk, kendi yolunu bulmaya çalışır. Böyle çocuklar pasif ve donukturlar. Bu tutumda da disiplinsizlik söz konusudur, ancak disiplinsizliğin buradaki nedeni sorumsuzluk ve ilgisizliktir. Sevginin yetersiz oluşu aşırı iticiliğe neden olur. Çocuk yeterli sevgi ve bakım görmez. Hazır olmadığı çağlarda bağımsızlığa zorlanır; bir an önce kendi kendisine yetmesi ve kendisine bakması beklenir (3).

Diğer olumsuz aile tutumları:

a. Anne ve babanın tutumları arasında tutarsızlık: Bu tutumda, bir çocuğa annenin ayrı, babanın ayrı bir tutum izlemesi söz konusudur. Çocuğa konulan sınırların sürdürebilmesi için anne-babanın davranışlarında tutarlı olması gerekir.

b. Aile içindeki kardeşlere farklı tutumlar : Burada çocuklar arasında ayrımcılık vardır. Örneğin, kız çocukla erkek çocuk arasında veya yatağını ıslatan çocukla diğer çocuklar arasında ayırım yapılır.

c. Aile içi kutuplaşmalar: Aile içinde bazen klikleşmeler, aile içindeki bir grubun başka gruba ya da kişiye karşı çıkması, gizli anlaşmalar oldukça sık görülür. Bazen anne-baba çocuklara karşı, çocuklar anne-babaya karşı, bazen de bir çocukla baba, bir başka çocukla anneye karşı kutuplaşabilir. Çocuk aile içinde herkesin yüklendiği bir şamar oğlanı da olabilir.

Sağlıklı tutum: Ailenin çocuğa karşı tutumunun iki temel ögesi vardır; 1. Sevgi, 2. Disiplin. Kuramsal olarak en olumlu tutum, temel gereksinimleri en uygun biçimde karşılayan, kişide kendi kendisini doyurabilme yetisi geliştiren, iki temel ögeyi en sağlıklı biçimde ve oranda içinde bulunduran tutumdur (Şekil:6) (10, 11).

Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında büyük önem taşır. Ancak disiplin toplumumuzda çoğunlukla "cezalandırma" ile eşanlamlı olarak değerlendirilmektedir. Her ne kadar kelime anlamıyla "katılık" ve "kuralcılık" gibi kavramları çağrıştırıyorsa da gerçek anlamda disiplin, cezalandırma kadar ödüllendirmeyi de içerir ve çocuğun topluma uyumunu kolaylaştıran davranışın yönlendirilmesini amaçlar. Disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir, kendi kendini denetleme ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimini sağlar. Disiplin, tutarlılık ve esneklik gibi temel ilkeleri içermelidir. Katı ve baskıcı disiplinle davranışı yönlendirmeyi amaçlayan anne-baba; çocuğun kendilerine karşı korku, öfke ve kızgınlık içinde olmasına neden olur, çocuğa saldırgan olmayı ve sorunlarını şiddet yoluyla çözmeyi öğretir ve zayıf vicdan ve ahlak gelişimine yol açar (12).

Araştırmalarda disiplin yöntemi olarak ödüllendirmenin ceza vermekten daha etkili olduğu saptanmıştır.Disiplin hem yeteri kadar hem de çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Kurallar açık olmalı ve uygulanabilmelidir. Ceza verilmesi gerekiyorsa hemen uygulanmalı ve üstü örtülmemelidir. Ceza, çocuğun özüne değil de davranışlarına yönelik olmalıdır. Anne-babalar çocuklarına sevgi, anlayış, sabır ve hoşgörü ile disiplin vermelidir (13).

Anne-baba-çocuk ilişkilerini içinde yaşanan toplumun etkileri belirler. Türk aile ve eğitim sistemine bakıldığında, genelde otoriter, kısıtlayıcı, aşırı koruyucu ve kontrol edici bir yapının ortaya çıktığı, çocukların saygılı, başeğici, pasif ve uysal kişilik yapısıyla biçimlendiği kurallara uygun davranışlar ödüllendirilirken, aktif, sorgulayıcı, atılgan davranışların cezalandırıldığı görülmektedir. Başka bir deyişle, toplumumuzda çoğunlukla pasif ve söz dinleyen çocuklar anne-babayla olumlu ilişkilere girmekte, kendi görüşlerini ifade edebilen aktif ve girişken çocuklar ise çatışma kaynağı olmaktadır. Hoşgörülü ve demokratik ailelerde büyüyen çocuklar, arkadaşları ile ilişkilerinde daha etkin, daha girişken, yaratıcı fikirler ileri sürebilen ve fikirlerini söyleme eğiliminde görülen çocuklar olmaktadır (11).

Sevgi ve şefkat insan ruhunun üretebildiği en gönül okşayıcı duygulardır. Sevgi, övgü ve takdir insana değerli olduğu duygusunu verir; değerli olduğunu hisseden insan da çevresine değer verir. Hepimizin ortak amacı çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı yetişmesidir. Bunda anne-babaların tutumlarının etkisinin büyük olduğu gerçeği yadsınamaz. Anne-babaların çocuklarına yönelik tutumlarının sağlıklı olması, büyük ölçüde onların kendi içlerinde barışık, dengeli, huzurlu ve birbirlerine karşı sevgi ve saygılı olmalarına bağlıdır.

KAYNAKLAR:

  1. Howard BJ: Discipline in early childhood. Pediatr Clin North Am 1991; 38(6):1351-1369.
  2. Montessori M: Çocuk eğitimi. Çeviren: Yücel G. İstanbul: Özgür Yayınları, 1995.
  3. Yörükoğlu A: Aile tutumları ve çoçuk yetiştirme. GATA Seminer; Ankara, 1996.
  4. Cüceoğlu D: Yeniden insan insana. 4. Basım. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1993.
  5. Yavuzer H: Yaygın anne baba tutumları “Ana-Baba Okulu”. 2. Basım. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1990.
  6. Yavuzer H: Çocuk Psikolojisi. 11. Basım. İstanbul: Remzi kitabevi, 1994.
  7. Yavuzer H: Çocuk Eğitimi El Kitabı. 3.üncü basım, İstanbul, Remzi kitabevi, 1996.
  8. Feehan M, McGee R, Stanton WR, Silva PA: Strict and inconsistent discipline in childhood: consequences for adolescent mental health. Br J Clin Psychol 1991; 30 (4):325-331.
  9. Sheline JL, Skipper BJ, Broadhead WE: Risk factors for violent behavior in elementary schoolboys: have you hugged your child today? Am J Public Health 1994; 84(4): 661-663.
  10. Ekşi A: Gençlerimiz ve sorunları. İstanbul: İstanbul Üniversitesi yayınları: 2790. Mediko-Sosyal Yayın No:1, 1982.
  11. Bilal G: “Demokratik” ve “Otoriter” olarak algılanan ana-baba tutumlarının uyum düzeylerine etkisi. Ankara: H.Ü. Sosyal bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora tezi, 1984.
  12. Lequerica M, Hermosa B: Maternal reports of behavior problems in preschool Hispanic children: An exploratory study in preventive pediatrics. J Natl Med Assoc 1995; 87 (12):861-868.
  13. Leung AK, Robson WL: Counseling parents about childhood discipline. Am Fam Physican 1992; 45(3): 1185-1189.

YAKAYI ÇOCUĞA KAPTIRMAYIN

Her isteği için onay almaya alıştırılmış, her yaptığının hesabını vermek zorunda olan, başka bir deyişle kendi başına karar vermesi yasaklanmış bir çocuk için özgürlüğün söz konusu olamayacağı belirtildi.

Anne ve babaların, çocukları ile olan ilişkilerindeki sınırları çok iyi çizmeleri, özellikle aile içi sorunları yoğun olarak yaşayanların, evliliklerini çocuk uğruna sürdürdükleri konusunda açık vermemeleri gerektiği belirtildi. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Levent, yaptığı açıklamada, ekonomik sorunlar ve kent yaşamının ağırlaşan yükünün, aile içi sorunları tetiklediğini ve bedensel hastalıklar kadar psikolojik sorunların da artış gösterdiğini söyledi.
Çocukların genelde aileye hakim olmaya, her istediklerini yaptırmaya çalıştıklarını ifade eden Levent, şöyle konuştu: “Oysa, yakayı çocuğa kaptırmamak gerekir. Özellikle de mutsuz evliliklerde yaka kaptırma daha sık oluyor. Pasif, alkolik, ilgisiz ya da aşırı sert bir babaya karşı birlikte hareket eden anne-oğul ilişkileri, çocukta özdeşim eksikliğine neden oluyor. Bazı anne-babalar da evliliklerinde çocuğu şantaj malzemesi olarak kullanıyor. Bu nedenle, hem anne hem de baba çocuğun kendisine daha fazla bağlı olmasını istiyor. Bu isteğe bağlı olarak da çocuk haddinden fazla şımartılıyor. Evliliğin, kendisi için yürütüldüğünü fark eden çocuk, anne- babayı adeta parmağında oynatıyor.”

Çocuğa Özgürlüğünü Verin
Levent, her isteği için onay almaya alıştırılmış, her yaptığının hesabını vermek zorunda olan, başka bir deyişle kendi başına karar vermesi yasaklanmış bir çocuk için özgürlüğün söz konusu olamayacağını belirterek, şöyle devam etti: “Böyle bir çocuk yetişkin döneminde bile sürekli birilerinin onayına ihtiyaç duyar. Şehir değiştirmek, iş değiştirmek, eş seçimi gibi konularda sürekli onay bekler. Onaylayıcı, koruyucu, kollayıcı kimselere gereksinim duyduğu için böyle birilerini arar ve onlara bağlanır. Kararlar, kendisine bırakıldığında da kararsızlık ve sıkıntı yaşar.”

Kaynak: NTVMSNBC

HİPERAKTİF ÇOCUK

Uzmanlar, hiperaktif çocuğa sahip anne ve babaları daha anlayışlı olmaları konusunda uyarıyor. Hiperaktif çocukların tedavisinde anlayışın önemli bir rolü olduğu belirten Psikiyatrist Dr. Mustafa Güveli; anne ve babalara bu konuda büyük iş düştüğünü söyledi. Hiperaktif çocukların yaşıtlarına kıyasla akıl almaz derecede hareketli olduğunu belirten Dr. Mustafa Güveli, bu rahatsızlığı yaşayan çocuklarda görülen davranış türlerini şöyle şöyle sıraladı:

Çocuk sürekli hareket halindedir, sabırsızdır, sırasını beklemekte güçlük geçer. Kendisiyle konuşulduğunda sanki dinlemiyormuş izlenimi verir. Zihinsel çabayı gerektiren ders dinleme, ders çalışma, okuma ve yazma görevlerinden kaçar. Ödevlerde ve sınavlarda dikkatsizce hatalar yapar. Sakin ve gürültüsüz biçimde oynamakta zorluk çeker. Verilen yönerge ve ödevleri yapmakta zorlanır, bu işi tamamlamadan diğerine geçer. Çok konuşur, sık sık başkalarının sözünü keser ve lafa girer. Hiperaktif çocukları olan evebeynlerin paniğe kapılmaması gerektiğini ifade eden Dr Güveli, öncelikle ailenin bu rahatsızlık hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini söyledi. 'Çocuğun davranışlarını ya da derslerle ilgili zorluğunu yaramazlık ya da tembellik olarak değerlendiren anne-babalanın bu durumu ortadan kaldırmak için başvurduğu ilk yöntem cezadır' diyen Güveli 'Oysa bu durum sadece çocuk ve evebeyn arasındaki ilişkiyi zedeler ve çözüm değildir' dedi. Hiperaktif çocukların tedavisinde iletişimin önemli olduğunu belirten Güveli,'Çocukla sağlıklı ilişki kurabilmenin yolları aranır ve ailenin çocuğa yönelik tutumları gözden geçirilerek yanlışlar ayıklanmaya çalışılır. Hiperaktivitenin tedavisinde ilaçların da önemli bir yeri vardır. Dikkat arttırmaya ve davranışların kontrol edilmesine yönelik ilaç tedavisi uzun vadede etkili olabilir' ifadelerini kullandı.

ERGENLİK ÇAĞI SORUNLARI VE AİLE

Ergenliğin uzun bir süreç olduğu ve bunun ilk evresinin 10-13 yaşları arasında yaşandığı, yoğun olarak 18 yaşına kadar devam ettiği ifade edildi.
“Ergenlik Çağı Sorunları ve Ailenin Yeri” konulu panelde konuşan Prof. Dr. Oktay Kadayıfçı, “Ergenlik çağında yaşanabilecek sorunlar tüm hayatı etkiliyor” derken, Prof. Dr. Ayşe Avcı, “aileler, ergenlik döneminin hasarsız atlatılması için çocuklarına baskı ve esnekliğin dozunu iyi ayarlamalıdır” dedi.

Kız ve erkek çocuklarının ergenlik çağına geçişten itibaren, biyolojik ve psikolojik sorunlarının ihmal edilmesinin, gelecekte telafisi güç sonuçlar yaratabileceği, bunun önlenmesinde en büyük görevin ailelere düştüğü bildirildi. Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Adana Şubesi’nce düzenlenen “Ergenlik Çağı Sorunları ve Ailenin Yeri” konulu panel, Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda yapıldı.

Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Kadayıfçı, “Ergenlik çağında yaşanabilecek sorunlar tüm hayatı etkiliyor” uyarısında bulundu. Ergenliğin uzun bir süreç olduğunu ve bunun ilk evresinin 10-13 yaşları arasında yaşandığını ve yoğun olarak 18 yaşına kadar devam ettiğini ifade eden Kadayıfçı, bu devrede kişinin kendine “Kimim? Ne olmalıyım? Ne olacağım?” sorularını yönelttiğini ve kaygılara kapılabildiğini söyledi.

Kadayıfçı, Türkiye’de halen cinsel konuların bir tabu olarak kabul edildiğini ve konuşulmak yerine gizlendiğini ifade ederek, şunları kaydetti: “ABD’de, 15 yaşına gelmiş her 4 gençten biri cinsel ilişkiye başlıyor. 18 yaşındaki her 4 genç kızdan biri en az bir kez hamile kalıyor. 5 gençten biri sigara bağımlısı ve yine her 12 lise öğrencisinden biri intihar girişiminde bulunmaktadır. Bu veriler, Türkiye için de geçerlidir, ancak birçoğu gizli kalmaktadır.”
Kadayıfçı, önemli olan unsurun, sorun yaşanmadan önlem almak olduğuna dikkati çekerek, bu konuda da ailelerin çocuklarına karşı yaklaşımlarının büyük rol oynadığını kaydetti.

Duygusal ve Davranışsal Değişiklikler
Ç.Ü. Çocuk ve Gençlik Çağı Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Avcı ise ergenlik çağındaki her bireyde duygusal ve davranışsal değişiklikler görüldüğünü, bunların bazıları önemsiz olmakla birlikte bazı hallerde süratle önlem alınmasının zorunlu olduğunu bildirdi.

Avcı, 12-14 yaşında değişimlerin daha yoğun görüldüğünü, bu çağda bireyin, bedenindeki değişimlere son derece duyarlı olduğunu, hatta az bir oranda olmakla birlikte eşcinsel eğilimlerin dahi görülebileceğini belirterek, şöyle konuştu: “Bireyde, yetişkinliği reddetme, bebeksi davranışlar, katı ve değişmez kurallar koyma, aşırı ve yoğun dini uğraşlar ve bundan dolayı da arkadaş grubundan uzaklaşma, yaşıtları ile birlikteliği reddetme ve gelecekle ilgili konularda gerçekten uzak beklentiler görülülebilir.

Derslerine çok düşkün olan bir çoçuk birdenbire bu tutumundan vazgeçip ders çalışmayı reddedebilir. Daha önce korku bilmeyen çocuk, gece korktuğu gerekçesiyle annesi ile birlikte yatmak isteyebilir. İşte tüm bu durumlarda mutlaka bir uzmandan yardım alınarak önlem yoluna gidilmelidir.”

Avcı, bazı ailelerin de çocuklarını, iyi bir çevrede yetiştirme uğruna tüm imkanlarını zorlayarak, yakınındaki okul dururken, daha seçkin bir semtteki okula kayıt yaptırma gibi hatalara düştüğünü, bu tür davranışların, bireyi daha çok bunalıma sürüklediğini kaydetti.

Avcı, “Aileler, ergenlik döneminin hasarsız atlatılması için çocuklarına baskı ve esnekliğin dozunu iyi ayarlamalıdır. Sorunlara karşı duyarsız kalmamalı, onunla ilgilendiğini her fırsatta ortaya koymalıdır” dedi.

Kız Çocuklarının Ergenlik Çağı
Ç.Ü. Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. İbrahim Ürünsak da, kız çocuklarının ergenlik çağı sorunlarının başında ilk adet kanamalarının yer aldığını belirterek, “Bu ihmal edilmemelidir” dedi.

İlk adet kanamasının 14 yaşına kadar gerçekleştiğini ancak, 16 yaşına kadar görülmediğinde bunun bir sorunun habercisi olduğunu ifade eden Ürünsak, şöyle devam etti: “İlk adet kanaması olmasına rağmen, 6 aya kadar tekrar adet görülmezse veya 45 gün içinde birkaç kezden fazla kanama oluyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır. Adet gecikmesi ya da düzensizliği genetik hastalıklar ya da stresten de kaynaklanabilir. Sorunun çözümü için önce nedenini tespit etmek gerekecektir.”

Panele, çoğunluğu kadınlardan oluşan çok sayıda davetli katıldı.

Kaynak: NTVMSNBC


Oyun ve Deneyim Ortamı

Hiperaktif Çocuk

Süper Kadın Sendromu

Cinsel Sorunlar

Hamilelik ve Alkol

Çocuğum Geri Kalıyor: Disleksi

Türk Erkeği Anne Bağımlısı



ÜYE OLUN
Kullanıcı Adınız :
Şifre :
  - Hemen Üye Olun!
  - Şifremi Unuttum

Dr. Meriç Karacan
Kadın sağlığı ve gebelik ile ilgili sorularınız, International Hospital İstanbul'da Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı olan Dr. Meriç Karacan danışmanlığında yanıtlanacaktır.



İstanbul'daki hastanelerin erişim numaraları...

Enter third column content here

Enter supporting content here